Bu konu başlığında bundan önceki üç yazıda genel bilgiler ve yatırımcının kendini koruması için kullandığı araçları anlattım. Girişimcinin yapabilecekleriyle ilgili konulara da Cann’ın listesinde sonraki maddelerde değiniliyor.

1- Maaş: Girişimcinin ilk finansmandan sonra bir maaş alması normaldir. Bekleneceği gibi “normal”in ne olduğu pazarlığa açık bir konu. Eğer projenin ilerlemesi için alınan yatırım yüksek değilse, girişimci sembolik bir şey de alabilir ya da hiç bir şey almayabilir; bu tabi ki gelir/gider dengesine, projeye inanca ve girişimcinin maddi durumuna bağlıdır.

2- Yasal giderler: Cann’ın listesinde girişimcinin bu süreçteki yasal giderlerinin şirket tarafından karşılanmasına itirazına katılıyorum. Şirket kuruluşuna kadarki işlemler, ortaklar için kişisel işlerdir; yani herkes kendi avukat ücretini kendisi karşılar. Ancak ortaklar sözleşmesinin imzalanmasının ardından şirketin bir tüzel kişilik halini alma süreci başlar ki bu yatırımdan karşılanabilir. Ama yine bu süreçte de kişisel yasal harcamaların ortakların kendisi tarafından karşılanması gereklidir.

3- Paranın harcanması: Girişimci projede işin her zaman başında olur, ama bu gelen yatırımı dilediği gibi harcayabileceği anlamına gelmez. Bu konunun sınırı çoğunlukla ortaklar sözleşmesinde çizilir, ve sonrasında genel kurul kararı olarak CEO’nun harcamaları belli şartlara bağlanır. Bu da genellikle şirketin normal ilerleyişini sağlayacak nispeten düşük miktarlar için serbest, sonrasında da farklı aşamalarla yön kur üyelerinin ya da belirli hissedarların onayıyla olacak şekilde belirlenir. Örneğin girişimci aylık 20 bin liraya kadar, bir defada 10 bin liraya kadar harcama yapma yetkisine sahip olabilir. Bunun üzerindeki harcamalar için ise yatırımcılardan birinin onayı gerekebilir.

4- Hisselere sahip olmak – vesting: Burada kullanılış şekliyle vesting, Türkçede “haketmek” anlamına geliyor. Vesting, girişimcinin girişimi yarıda bırakıp gitmesini önlemek için kullanılan bir uygulamadır.

Girişimci başlangıçta kendisinin alması gereken hisselerin yalnızca belli bir kısmına sahip olur; sonra zaman içerisinde yavaş yavaş kalan hisseler de kendisine ait hale gelmeye başlar. Bu örnekte, (Cann tarafından) girişimcinin kendi payına düşecek hisselerin %25′ine en başta sahip olması, sonra 3 yıl içinde aylık olarak kalan tutarın kendisine aktarılması öneriliyor. Böylece girişimcinin 3 yıl boyunca bu projeyle uğraşması bir nevi garanti ediliyor, ya da en azından bırakması durumunda cezalanması sağlanıyor.

Vesting’in Türk Ticaret kanununda bir yeri var mı açıkçası bilemiyorum, ama bugüne kadar öğrendiklerimden, bunun pek mümkün olamayacağı sonucunu çıkarttım. Burada asıl sorun, hisselerin her zaman gerçek ya da tüzel sahiplerinin olması gerekliliği. Yani “bu hisseler daha sonra hakedilecek, şimdilik açıkta dursun” bildiğim kadarıyla söz konusu olamıyor. Ama girişimcinin projede kalması, yine ortaklar sözleşmesinde biraz daha farklı bir yolla sağlanabilir: “Girişimcinin projeyi birinci yıl bırakması durumunda elindeki hisselerin %75′i, ikinci yıl bırakması durumunda %50’si, üçüncü yıl bırakması durumunda %25′i, nominal değerden diğer ortaklar tarafından alınabilir” şeklinde bir madde, aynısı olmasa da oldukça benzeri bir işlev sağlar.

5- Option pool: Option pool, şirketin ilerideki yöneticilerine / çalışanlarına sunmak üzere ayrılan bir hisse havuzudur. Yani şirketin çalışanları kendisine çekmek ve tutmak için kullanabileceği bir ortaklık yöntemidir. Tabi yine Amerikan sisteminden sözediyorum. Üstteki maddede belirttiğim gibi, Türk hukukunda “sahibi olmayan hisse” diye bir şey ayrılması söz konusu değil. O nedenle yeni ortak alımında mutlaka sermaye artırımı yapmak gerekecektir; parasal bir sermaye koymadan ortak olunması ise karmaşık bir işlemdir diyebilirim.

Listeden geriye yalnızca yönetim kurulu ile ilgili madde kaldı. Bu tamamen kişisel tercihler, pazarlıklar konusudur. Ben yönetim kurullarında karmaşanın önlenmesi için 3 kişinin yeterli olduğunu düşünüyorum; ama yaptığınız iş ne kadar karmaşıklaşırsa, yön-kur’un da o kadar kalabalık olması gerekir. Yine de en başta 3 kişilik bir yönetim kurulu, Türkiye’de hemen her internet girişimi için büyük olasılıkla yeterli olacaktır.