Bu serinin son yazısında, diziye konu olan ön protokolde yer almayan ama sözleşmelerde geçen önemli bir kaç konuya daha değineceğim. Hukukçu değilim, ve açıkçası şimdiye kadar onlarca sözleşme yapmış da değilim; ama yaptığım kısıtlı sayıdaki sözleşmede aşağıdaki kavramlar karşıma çıktı. Bazılarının yalnızca İngilizcelerini kullanmak durumundayım çünkü Türkçe karşılıklarından emin değilim.

1. Birlikte satmak / tag along ve Birlikte satışa zorlamak / drag along: Biri azınlık, diğeri çoğunluk hissedarını korumaya yönelik bu iki terimi aynı maddede açıklamak istedim. Tag along, azınlık hisse sahibini korumaya yönelik bir haktır. Ortaklar sözleşmesinde tag along maddesinin yer alması durumunda, çoğunluk hisse sahibinin hisselerini kısmen ya da tamamen üçüncü bir tarafa satması durumunda, azınlık hisse sahibinin de kendi hisselerini aynı koşullarla satmaya hakkı olur. Drag along ise, büyük hissedarın hisselerini üçüncü bir tarafa satması durumunda, azınlık hissedarının da aynı koşullarla satışa zorunlu olmasıdır. Tag along, büyük hissedarın satışı yaparak kaçmasını ve küçük yatırımcıyı belki de başarısız olacak olan bir projede zor durumda kalmasını önlemek için, drag along ise çok iyi bir anlaşma olanağı olması durumunda küçük yatırımcının engelleyici bir tutumunu önlemek için işe yarar. Birlikte satış hakkı ve birlikte satışa zorlama hakkı, Türk hukukunda da geçerlidir, ve çoğu sözleşmede yer alır.
2. Preemption right : Preemption right, şirketin yeni bastığı hisseler için ilgili ortakların ön alım hakkıdır. Örneğin bir finansman turunda giriş yapan ve giriş sırasında şufa hakkı elde eden yatırımcı, bir sonraki finansmanda çıkarılan hisseleri öncelikli olarak alma hakkına sahip olur. Preemption right’in Türkçe karşılığının önalım hakkı / şufa hakkı / rüçhan hakkı olduğunu sanıyorum, ama aşağıda anlatacağım right of first refusal da aynı şekilde çevriliyor; yani kesin bir karşılığı sanıyorum yok.
3. Right Of First Refusal (ROFR): ROFR de preemption right gibi bir ön alım hakkıdır. Ancak ROFR, yeni çıkarılan hisseler için değil, halihazırda varolan hisseler için geçerlidir. Örneğin ortaklardan biri, hisselerini üçüncü bir tarafa satacağı zaman, öncelikli olarak first refusal hakkı olan ortağa hisseleri aynı koşullarla önermek zorundadır.
4. Satın alma opsiyonu / Call option: Satın alma opsiyonunda, şirket ortaklarından biri, diğerine hisselerini belirli bir tarihte, belirli bir fiyattan satın alma seçeneği sunar. Satın alacak ortak, satın almak zorunda değildir, ancak eğer almak isterse, diğer taraf satmak zorundadır. Bunun kullanımında yatırımcı, şirkete girerken girişimcinin bir kısım hissesi için call option alır. Eğer şirket gerçekten iyi giderse, belirlenen tarihte yatırımcı, aslında daha da değerlenmiş şirketin hisselerini, daha önce yapılan bir değerlemeden satın alır. Eğer şirket kötüye gider ve değeri düşerse, almaz (yani almama hakkına sahiptir).
5. Satış opsiyonu / Put option: Satın alma opsiyonunun tersi olarak (anlaşılacağı gibi) satış opsiyonu, bir ortağa hisselerini diğer bir ortağa belirli bir tarihte, belirli bir fiyattan satma seçeneği sunar. Diyelim ki fena olmayan bir girişiminiz var, ve bir yatırımcı da bir miktar hisse almak istiyor. Siz de risklerinizi azaltmak istiyorsunuz. Yatırımcının girişi sırasında yapacağınız sözleşmede koyacağınız satış opsiyonuyla, kendisine hisselerinizin belirli bir kısmını, ileri bir tarihte belirlediğiniz bir fiyattan satmayı garantileyebilirsiniz. Böylece işler istediğiniz gibi gitmezse, hisselerinizin bir kısmını daha önceden belirlenen fiyattan satabilirsiniz.

Bu yazıyla seriyi tamamlıyorum. Hedeflediğimin aksine tartışma yaratan bir dizi olmadı, ama gelen kişisel yorumlardan en azından bazı konularda Türkçe kaynak ihtiyacına katkısı olduğunu düşünüyorum. Umarım son dönemde artık iyice artan girişimci / yatırımcı görüşmelerinde biraz olsun destek olabilecek bilgiler sunabilmişimdir.

Çağlar Erol‘a bu faydalı yazı dizisi için teşekür ederim.